YORUM : Ruh Hırsızı - Rachel Vincent

Kaylee ölüleri görmüyor, ama…
Çevresinde ölmek üzere olan biri varsa bunu hissediyor. Ve bu öngörü esnasında kontrol edemediği bir güç, çığlık atmasına neden oluyor. Hem de kulakları sağır edecek bir çığlık.
TÜM KÖTÜLÜKLERE MEYDAN OKUYAN, ENGEL TANIMAZ BİR AŞK!
Kaylee'nin tek isteği okulun en havalı çocuğuyla olmanın keyfini çıkarmaktır ama Nash onun çığlıklarının ardındaki gizemi bildiğinden, sıradan bir ilişki onlar için sadece hayaldir. Okul arkadaşları gizemli bir şekilde ölmeye başladığındaysa, sıradaki kurbanın kim olduğunu sadece Kaylee bilecektir.
Ancak onları kurtarması imkânsız gibi görünmektedir çünkü bir ruhu kurtarmanın bedeli, bir diğerini kaybetmektir...
Orijinal Adı : My Soul to Take
Seri Sıralaması : Ruh Çığlığı (Soul Screamers ) #1
Goodreads Puanı : 3.89 (37,352 oylama)
Sayfa Sayısı : 312 sayfa
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Etiket Fiyatı : 28,50
***
  Kaylee , tek bir özelliği hariç sıradan bir lise öğrencisidir. Onu yaşıtlarından ayıran özelliği ise biri ölmeden önce çığlık atma isteği ile dolmasıdır. Bu durumu yanlarında yaşadığı amcası ve yengesine de söylemiştir ama sonuç psikiyatri servisinde bitmiştir. En yakın arkadaşı Emma hariç kimse ona inanmaz o da sırrını saklar. 
   Zaten ölen birinin yakınında olmak o kadar sık bir olay da değildir. Ancak okulun popüler çocuklarından biri olan Nash , Kaylee ile konuşmaya çalıştığında güçlü bir atak gelir. Kaylee buna engel olamaz ve sırrını Nash ile de paylaşır. 
   Bundan sonra ise olaylar akıl almaz bir yönde ilerler. Çünkü her gün Kaylee'nin çevresindeki kızlardan biri nedensizce ölmektedir. Bunu araştırmak ise Kaylee'ye düşmektedir.
  Herkese merhaba! Kitabın kısa bir özetini çıkarmaya çalıştıktan sonra yorumuma geçebilirim. Ancak ondan önce size seri hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum. Seride -yan kitaplarını saymazsak- 7 adet kitap bulunuyor. Daha da devam edecek. Ülkemizde ise serinin ilk 3 kitabı çıktı. Pegasus Yayınları serilerini yarım bırakmaz genelde ama Ruh Çığlığı serisinin akıbeti ne olacak bilmiyorum. Şuan ufukta 4. kitap gözükmüyor. 

  Kitabın yorumuna gelecek olursak , Ruh Hırsızı başlarda beni sıkan ama ortalara doğru temposunu yükselten ve finali ile de heyecanlandıran bir kitap oldu. Başlarda sıkıldım çünkü hem yazarın hızına alışmakta zorlandım hem de Kaylee'nin içinde bulunduğu bilinmezlik beni sıktı. Tek tek açıklayacak olursam , yazarın çok hızlı bir anlatımı var. Yaklaşık 5 sayfada falan tüm önemli olaylar olup bitiyor. Pek fazla tasvir yok , karakterlerin ayrıntılı geçmişi yok. Sanki kronolojik sırada olayları okuyorum ama ayrıntı yok. Yazarın daha fazla detay vermesini bekledim açıkçası. Kitabın başında detay eksik olunca da hafif bir sıkılır gibi oldum. 
   Kaylee'nin sırlarını öğrenmeye başlayınca kitap daha akıcı hale geldi. Sonunda ise doruk noktasına ulaştı. Yazarın çok güzel ve merak uyandıran bir finalle bitirdiğini düşünüyorum. 
   Ancak kitabın başlarının hızlı olması dışında canımı sıkan bir durum daha var. Nash konusu. Sanki yazar Nash'i aklında oluştururken birden fazla karakter düşünmüş gibi. Kitapta Nash okulun havalı çocuğu , birçok kızla birlikte olan , partiden partiye koşan biri olarak tasvir ediliyor. Ama sadece tasvir ediliyor. Tasvirden ötesine geçemiyor. Nash'in davranışları ise tam tersini yansıtıyor bize. Yardımsever , romantik , uysal biri. Yazar kötü çocuk oluşturmak istemiş ama Nash'e o kadar vakit ayıramamış bu yüzden ortaya saçma sapan bir karakter çıkmış. Keşke böyle zorlama bir çabaya girmeseymiş diyorum. 

   Eğer , İrlanda&İskoçya mitolojisine alışkın değilseniz kitabın kurgusu size çok farklı gelecektir. Ben de çok alışık olduğumu söyleyemem. Tipik bir fantastik okuru olarak vampirlerden , kurt adamlarından sonra çölde vaha bulmuş gibi oluyorsunuz. Farklı kurgulara , karakterlere aç olduğumu Ruh Hırsızı'nı okuduktan sonra fark ettim. O yüzden yeni bir dünya denemek isteyenler için öneririm. 
   
   Özetlemek gerekirse , kitap akıcı ve değişik bir kurguya sahip. İlk sayfaları geçince çok kısa bir sürede okuyup bitiriyorsunuz. Kafanıza takılan birkaç mantık hatası olabilir ama bitince keyif aldığınızı fark ediyorsunuz. Kolay okunabilen ve farklı bir kurgu içeren kitap arayan okuyuculara önerilir.

Puanım : 4/5

YORUM : Gabriel'in Cehennemi - Sylvain Reynard

   Hayli muammalı ve son derece seksi bir adam olan Profesör Emerson, gündüzleri saygın bir Dante uzmanı olarak yaşamını sürdürür, ama gecelerini hiç çekingenlik içermeyen bir cinsel zevke ayırır. Ün salmış yakışıklılığını ve üst düzey cazibesini kullanarak her hevesini tatmin etmeyi başarır, ama için için de karanlık geçmişinden ötürü acı çekmekte, tüm bağışlanma umutlarını yitirmiş olduğuna derinden derine inanmaktadır.
   Masum güzel Julia Mitchell, sınıfına lisansüstü öğrencisi olarak yazılınca, cazibesi ve Julia’yla olan esrarengiz bağlantısı yüzünden Profesörün hem kariyeri tehlikeye girecek, hem de hayatında geçmişiyle bugününü karşı karşıya getiren bir olaylar dizisi başlamış olacaktır.
   Gabriel’in Cehennemi, yasak aşk, baştan çıkarma ve ruhsal bağışlanma gibi alanları yoklayan ilginç, sürükleyici, vahşicesine ihtiras dolu bir yolculukta, bir erkeğin kendi kişisel cehenneminden kurtulup imkânsız sandığı şeye, bağışlanmaya ve mutluluğa ulaşmasının öyküsüdür.
“Sen sadece şanssızlıkları üzerine çekiyorsun, Bayan Mitchell, bense günahların mıknatısıyım.”
 Orijinal Adı : Gabriel's Inferno
Seri Sıralaması : Gabriel'in Cehennemi Serisi #1
Goodreads Puanı : 4.02 ( 126,765 oylama)
Sayfa Sayısı : 654 sayfa
Yayınevi : Optimum Kitap 
Etiket Fiyatı : 30 tl 
***
   Gabriel , geçmişinde kirli sırları olan bir Dante uzmanıdır. Öğretim görevlisi olarak çalıştığı Toronto Üniversitesi'nde tek yetkili o olduğu için öğrencileri ona muhtaçtır. 
     Julia Mitchell da Gabriel'in öğrencilerinden biridir. Profesörle iyi geçinmesi gerekirken daha ilk günlerde onun özel hayatına gasp etmiş ve duymaması gereken şeylere kulak misafiri olmuştur. Birde üstüne onun 'eşeğin teki' olduğunu yazan kağıdı yanlışlıkla ona not olarak bırakmıştır. Bu dakikadan sonra Profesör ona danışmanlık yapmayı reddeder. Ancak Julia'nın da sırları vardır ve bu sırları Profesör öğrendiği taktirde aralarındaki ilişki 180 derece değişecektir. 
    Gabriel bir kez daha derin derin içini çekti. "Yarın cennnetten kovuluyorum, Beatrice. Tek umudumuz , daha sonra senin beni bulman. Beni cehennemde ara."
  Herkese merhaba! Bir dark romance türüyle daha karşınızdayım. Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Kitap her sosyal mecrada Grinin Elli Tonu ile karşılaştırılıyor. Kapağında bile bu dile getiriliyor ve arka kapağa erotik roman diye yazılmış. Bu iki kitabı birbirine benzeten kişinin iki kitabı da okumadığını düşünüyorum. Çünkü Gabriel'in Cehennemi erotik roman bile değil. Burada büyük bir reklam algısı var. Kitapta 600'lü sayfalara kadar öpüşmekten ileri gidilmiyor. Erotik olarak nitelendirilebilecek bir bölüm bile yok! Piyasada genç yetişkin türünde olan çoğu eserde bu kitaptakinden daha ağır sahneler var. Demem o ki kitabın kapağına da hakkında yazılanlara da kulak asmayın. 
   Kitabın türü ile ilgili görüşlerimi bitirdiğime içerik ve üslubuna geçebilirim sanırım. Yazarın anlatım şekli güzel,sıkmıyor. Ne yazık ki içerik için aynısını diyemem. Kitabın başları heyecanlı ve akıcıyken ortalarına doğru yazar yazacak bir şey bulamamış gibi tıkanmış. Sürekli Gabriel&Julia 'yı okuyoruz,başka hiçbir olay yok. İkili arasındaki diyalogları da çok yüzeysel buldum. Karakterlerin derinine inmeyi , gerçekten onlar gibi hissetmeyi başaramadım. Birbirlerine söyledikleri iltifatlar çok klişeydi. Gabriel 'çok güzelsin' den ileri gidemedi. Her kitapta aynı diyalogları okuyunca bir süre sonra bayıyor haliyle. 
   Sonlara doğru yine bir heyecan oldu. Acaba yakalanacaklar mı , ilişkileri açığa çıkacak mı diye heyecanlandım. Ama dediğim gibi kitabın ortalarını okurken baygınlık geçiriyordum. 
    Benim için kitabı ilgi çekici yapan tek şey yazarın aralarda bize sunduğu Dante Alighieri bilgileriydi. Gabriel, Dante uzmanı olduğu için bol bol bilgi veriyor bize yazar. Dante ve sevdiği kadın Beatrice hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Bu tarz bilgilendirmeler beni merak ettirdi ve kendimi Dante ile ilgili 1 saatlik bir belgesel izlerken buldum. O kısımların benim için ilgi çekici olduğunu söyleyebilirim. ( Ancak sizin için sıkıcı da olabilir , ilgi alanlarınıza bağlı.)

    Kısacası bana pek bir duygu hissettirmedi.  Diyalogları , olayları okurken kitap bitsin diye bekledim. Karakterlere ısınamadım. Her şey çok yüzeysel kalmış. Kitabın sonu ve Gabriel'in sırları tahmin edilebilirdi. Kurgu da alışık olduğumuz bir konu , klasik öğretmen-öğrenci ilişkisi. Bu kadar yüksek puanı nasıl almış hayret ettim doğrusu. 

Puanım : 2/5

YORUM : Yaralar ve İzler - Karina Halle

   Yara ne kadar eskiyse, iz o kadar derindir. Ellie, Camden'ı kurtarmak için hayatını riske atıyor ama eski sevgilisi Javier'in yaptığı planlardan tamamen habersiz: Ya Javier'in istediği korkunç suçu işleyecek ya da Camden ölecek. Ellie sevdiği adamı sonsuza kadar kaybetmeden önce, onu rakiplerinin önüne geçirecek bir hamle yapmalı.
   Camden, Ellie ve Javier'in peşine düşüyor. İntikam arzusuyla yanıp tutuşurken hayatının kadınını geri almak için karanlık tarafa geçebilir ve bu uğurda her şeyi yapabilir. Camden aşk ve intikam arasındaki bu ince çizgide yürürken tarafını seçmeli.Nefesinizi tutun, kedi fare oyunu tersine dönüyor.
Orijinal Adı : Shooting Scars
Seri Sıralaması : Artist Üçlemesi #2
Goodreads Puanı : 4.17 (10,455 oylama)
Sayfa Sayısı : 416 sayfa
Yayınevi : Novella Yayınları
Etiket Fiyatı : 22 tl 
***
Yorum serinin ilk kitabını okumayanlar için spoiler içerir. Serinin ilk kitabının yorumu için tıklayınız.
  Javier 6 yıl sonra Ellie'nin karşısına çıkar. Her ne kadar arabasını ve parasını çaldı diye Ellie'ye öfkeli olsa da bu sefer amacı farklıdır. Eski düşmanlarını yenmek için birlik olmak ister. Tabi ki Javier bunu rica ederek soracak biri değildir. Türlü şantaj ve yalanlarla Ellie'yi buna ikna eder. Ellie'nin kaçırıldığını düşünen Camden ise sevgilisinin peşinden gidecektir. Ellie geçmiş ve geleceği hakkında keskin bir karar vermek zorunda bırakılır. Gerçekten geçmişindeki o kötü adamı öldürebilecek güçte midir?

  Seriye dahil olmadığı halde Zevk ve Acı'yı (On Every Street) okurken bayılmıştım. Çok akıcı bir anlatımı ve şaşırtan bir kurgusu vardı. Zevk ve Acı'dan sonra Yaralar ve İzler'e büyük bir iştahla başladım diyebilirim. Yaralar ve İzler'in de aynı etkiyi oluşturmasını ümit etmiştim ama olmadı. Kitapta ne doğru düzgün bir kurgu var ne de şaşırtıcı bir yan. Başı ve son 20 sayfası güzeldi ama orta kısımları okurken sıkıntıdan öldüm. 
    Aslında fena başlamadı kitap. Ellie ve Javier yıllar sonra bir araya geldi. Aralarında 2 kitaptır beklediğim o meşhur aldatma konuşması geçti. Zekice yazılmış diyaloglar vardı. Okurken eğlendim. Sonra Javier onu bulmasındaki asıl amaçtan bahsetti. Sonrası tamamen hayal kırıklığıydı. Ellie ve Javier arasında daha fazla şey beklemiştim. En azından Ellie daha öfkeli olabilirdi. Ya da Javier , Camden'ı kıskandığını daha çok vurgulayabilirdi. Geçmişten daha çok bahsedebilirlerdi.
   Kitabın ortalarında hiçbir olay olmuyor. Camden , Ellie'yi bulmaya çalışıyor. Aklımda sadece bu kalmış kitabın ortalarından. Bir nevi geçiş bölümü. Gerçekten sıktı okurken. Bir an önce asıl olaylar olsun diye bekledim. 
    Kitabın sonu ise fena değildi yine de sizi şoka uğratacak bir son değil. Zaten aşağı yukarı tahmin ediyorsunuz. 
    Kitabı sevmememin bir diğer nedeni ise Camden'a bir türlü ısınamamam. Javier'ın yanında çok sönük bir karakter bence. Kitapta o kadar kötü karakter arasında Rahibe Teresa gibi parlıyor. Ellie'nin Javier ile olmasını isterdim ama yazar benim gibi düşünmemiş. Sonuna kadar belki Ellie Javier'ı seçer diye bekledim ama olmadı. 

   Özet olarak ; serinin geçiş kitabı olduğu için durgun. Diyaloglar , olaylar hızlı ve üstünkörü. Kolay okunuyor ama sizi sıkabilir. İlk kitabı okuduysanız ve Camden'ı sevdiyseniz Javier size bu kitapta çok itici gelecektir. 

Puanım : 2/5

YORUM : Zevk ve Acı - Karina Halle

  İntikam bir kere damarlarınıza girdiyse, zevki de acıyı da tadacaksınız demektir.
  Ellie; yahut Eden, avcı, asi ve güzel. İntikam soğuk bir yemekse onunkini dondurucuya koymalı. Öylesine soğukkanlı ve öylesine hırslı. Hatta intikamını alamazsa yaşamaya devam edemeyeceğini düşünüyor. Hayatını karartan adamla ilgili kusursuz bir planı var, ama işler tabii ki de planladığı gibi gitmiyor.
  Javier; av, hem de en zorlusundan, büyük bir mafya babasının sağ kolu. Ellie, pardon Eden hayatına giriyor. Javier, aniden karşısına çıkan bu gizemli, seksi ve isyankâr kızın büyüsüne kapılıyor.
  Bu amansız, ateşli ve karşı konulamaz hikâyede bir süre sonra av ile avcı içinden çıkamayacakları bir çıkmaza giriyorlar. Onları takip etmeye var mısınız?
Orijinal Adı : On The Street
Seri Sıralaması : Artist Üçlemesi #0.5
Goodreads Puanı : 4.28 (9,1515 oylama)
Sayfa Sayısı : 224 sayfa
Yayınevi : Novella Yayınları
Etiket Fiyatı : 15 tl 
***
   Ellie Watt , kendine yeni bir isim -Eden White- bulup geçmişinde ona acı çektiren adamdan intikam almaya gider. İntikam alabilmesinin tek yolu ise onun en yakın adamlarından birini baştan çıkarmaktır. Ellie için bu zor bir şeydir çünkü şu yaşına kadar biri ile ilişkisi olmamıştır. Yine de intikam soğuk yenen bir yemektir. Ne pahasına olursa olsun bacağını asitle yakan adama gününü gösterecektir. 
    Javier intikam almak istediği mafya babasının en yakın adamıdır. Bu yüzden onunla yakınlaşır. Ancak duygularına söz geçirmek sandığı kadar kolay olmayacaktır.
Orijinal Kapak 
   Zevk  ve Acı , Artist üçlemesinden bağımsız bir kitap. Üçlemenin ilk kitabı olan Günahlar ve İğneler de okuduğumuz hikayenin öncesini anlatıyor. Ben Zevk ve Acı'yı serinin ikinci kitabı zannederek almıştım ama seriden ayrıymış. Bunu öğrenince hayal kırıklığına uğramıştım ama Zevk ve Acı müthişti!
   Şöyle söyleyeyim , Günahlar ve İğneler'e 3 yıldız vermiştim çünkü karakterler çok yüzeyseldi. Ruhsuz ve basitti. Kurgunun harcandığını düşünüyordum ama neyse ki Zevk ve Acı'da yazar karakterlere duygu yükleyebilmiş. Okurken gerçekten Ellie gibi hissedebildim.
   İlk kitapta en sevdiğim karakter Javier olmuştu ve hikayesini merak etmiştim. İyi ki Zevk ve Acı'yı almışım. Gerçekten merak ettiğim her şeye cevap buldum. Kitabın başlarında Javier'ı fazla yumuşak bulmuştum açıkçası. Çünkü Ellie için yemek pişiriyordu , centilmendi vs. Gerçek bir kötü karakter beklemiştim. Sonuçta adam mafyanın sağ kolu. Neyse ki yazar kitabın sonunda sözlerimi yutturdu. Javier , gerçekten kötü bir adam. O yüzden kitabın başında - benim gibi- ona ısınmasanız iyi olur :D 
   Bu arada kitabın basımı da çok güzel. Yalnız esmer bir Meksikalı adama karşılık kapağa sarışın ve mavi gözlü birini koymayı saçma buldum. Orijinal kapak da güzel değil zaten ama en azından karakterle uyumlu. 

   Kısacası ; çok güzel bir kitaptı benim için. 200 küsür sayfayı bir günde bitirdim. Bayağı akıcı bir kitap. Seriye başlamayanların önce bu kitaptan başlamasını öneririm. Yalnız bunu okuduktan sonra Günahlar ve İğneler size kötü gelebilir. Çünkü gerçekten yazarın anlatımı değişiyor. Yine de seriye bir şans verilebilir. 

Puanım : 5/5

YORUM : Kesin ki Seni Seviyorum - Nilgün Şimşek

Tren tünele girmişti. İyice karardı her yer. İs kokusu sardı etrafı. Yavaşça saçlarımdan öptü. Öylece kaldım, havada asılı kalan soruları araladım. Bu karanlık kardan çıkmak istiyordum artık. Işık her şeyi çözer diye düşündüm. Göğsüne başımı yaslayıp, "Sakın bir yerlere gitme, benimle kal!" dedim. İnci bir ömrü, aşkını, düşüncesini ona mektuplarla açan Vural'a adar. Altmışların başlarında genç bir eczacı kadın olarak, ailesine rağmen aşkının peşinden İstanbul'dan Malatya'ya sürüklenen İnci, varoluşu edebiyatta arayan Vural'la çalkantılı bir hayat geçirecektir. Bir gün sormadan edemez, ben kimdim? Kimi sevdim? Peki ya Vural? Kesin ki Seni Seviyorum, okuru Vural Bilgin'in mektuplarının derinliğinde İnci Uslu'nun hatıralarının ışığında Orta Anadolu'da sıkışıp kalmış aydınların hüzünlü ve zorlu aşk hikâyesine sürüklüyor.
Orijinal Adı : Kesin ki Seni Seviyorum 
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil. 
Goodreads Puanı : 4,20 (10 oylama)
Sayfa Sayısı : 316 sayfa
Yayınevi : Yitik Ülke Yayınları
Etiket Fiyatı : 21 tl 
***
  İnci ve Vural aşağı yukarı benzer bir hayatlara sahiptir. İkisi de ailesinden uzak okumuş , başka şehirlerde yaşamayı öğrenmiş ve aynı bölümü kazanmıştır. Hayata bakış açıları farklı olsa da benzer zevklere sahiptirler. 
    Üniversitenin ilk yılları tanışırlar ama yakınlaşmaları zaman alır. Birbirlerine tanımaya başladıkları andan itibaren ise ayrılamazlar. Başlarından birçok olay geçer. Bu olayların çoğunu birlikte atlatırlar. Bu sırada ayrı da olsalar birlikte de Vural İnci'ye mektup yazar. Mektuplarında İnci'ye olan duygularından ve daha önce söyleyemediklerinden bahseder. Kısaca kitap bu ikilinin hayatına odaklanır. 
Neyi bulamıyorum? Aradığım bir şey var mıydı gerçekten? En çok bunu düşünüyorum. Gücümün büyük kısmını harcadığım konuları şimdi acı ile anıyorum. Geçmiş ve kırık çizgiler. Hüzün yükü. Bıkmamak , usanç duymamak için de bazen dayanmak gerekir.
  Uzun bir aradan sonra herkese merhaba! Bu zamanlarda çok kitap okuyamadığım için yorum da giremiyorum maalesef. Ama güzel bir kitapla dönüş yaptım.
  Kesin ki Seni Seviyorum , Yitik Ülke Yayınlarından okuduğum ikinci kitap. Gayet akıcı , 316 sayfa su gibi akıyor. Yukarıdaki özetten kurguyu sade bulabilirsiniz ama emin olun kurgu kitabın içine girdikçe derinleşiyor. Karakterlerin yaşayışları , düşünceleri içinde kayboluyorsunuz. Kitabın başlarında olay sayısı az olsa da sonlara doğru artıyor.
  Karakterlerden bahsedecek olursak Vural hariç hepsini sevdim ben. Vural'ı sevemedim çünkü benim için fazla karamsar , içine kapanık biriydi.Bazı durumlarda sorumluluklarının farkında değildi. Tek bir odada İnci ile yaşamak istiyordu ve gerçek dünyadan kaçıyordu. İnci ise favori karakterimdi. Her şeye göğüs geren bir kadın kendisi. Ben bazen Vural'a dayanamazken o dayandı. 
  Bir de mektuplar var tabi. Kitapta en sevdiğim şeylerden biri Vural'ın mektuplarıydı. Edebi değeri yüksek satırlardı. Okurken çok keyif aldım diyebilirim. 
  Benim için kitabın tek sorunu zaman akışının değişikliği oldu. Şöyle ki bir sayfada gelecekten söz ederken sonrakinde geçmişe dönüyor yazar. İlk 100 sayfada bocaladım. Çünkü geçmişe döndüğünde okuyucunun bunu anlamasını sağlayan bir şey yoktu. Arada geçmiş ya da günümüz tarzı başlıklar olsa daha iyi olurdu sanırım. Kitabın ortalarına doğru alışıyorsunuz. Ama ilk sayfalarda pür dikkat okumanızı tavsiye ederim. Yoksa "Bu olay ne zaman oldu?" tarzında sorular zihninizi işgal eder. İlk sayfalarda bu sıkıntıyı yaşamazsanız kitap sizin için daha güzel hale gelir. 
   Kitabın sonu da güzeldi.Fazla aksiyon yok ama sonlara doğru tempo yükseliyor. Zaten sonuna, İnci&Vural ikilisinin akıbetini merak ederek geliyorsunuz. Ben son 20 sayfa falan tahmin etmiştim bir kısmını ama bilemediğim , yazarın beni şaşırttığı kısımlarda oldu. 

  Kısacası , farklı ve realist bir aşk kitabı okumak isteyenler , çok olay olmasın ama edebi açıdan beni doyursun , klasik okuyormuşum gibi olsun diyenler için kitap birebir. 

Puanım : 4/5

YORUM : Filler Çapraz Gider - Altay Öktem

Altay Öktem'in 90'lı yıllarda, daha edebiyat egzersizleri yaptığı bir dönemde yazıp yıllarca çekmecesinde sakladığı, 2001'de Stüdyoimge Yayınları tarafından yayınlanıp kısa sürede iki baskı yaptıktan sonra, bilinmeyen bir nedenle yeni baskılarının yapılmasını istemediği Filler Çapraz Gider, uzun yıllar belli bir okur kitlesinin, özellikle çizgi dışında durmayı seçenlerin başucu kitabı olmuştu.
Bütün erkeklerin Kerim, bütün kadınların Leman olduğu sıradan, bir o kadar da tuhaf bir dünyayı, bütün ayrıntılarıyla ama çok yalın bir dille anlatmış bize Altay Öktem. Bu roman, bir çeşit yalnızlaşma ve yabancılaşma manifestosu olarak da okunabilir. Romanda metinlerarası ilişkilerin kullanılması, yer yer öykü, tiyatro ve fotoğraf tekniklerinden yararlanılması, gerçeklikle sarmaş dolaş olan kimi fantastik öğeler, bizi, 90'lı yıllarda kaleme alınan bu romanın farklı katmanlarını da keşfetmeye zorluyor.
Bu boğucu ve kasvetli dünyada ya hepimiz aynı kişiyiz, ya da hepimiz çok farklıyız ama bunun bir anlamı yok! İkisi de aynı kapıya çıkıyor çünkü kurallar aynı: Filler hep Çapraz Gidiyor!
Yitik Ülke olarak, çapraz giden fillerin üstündeki 12 yıllık ölü toprağını kaldırdığımız için mutluyuz. Gerisi size, Kerimlerle Lemanlara kalmış…
 Orijinal Adı : Filler Çapraz Gider
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil.
Goodreads Puanı : 3.95 (20 oylama)
Sayfa Sayısı : 125 sayfa
Yayınevi : Yitik Ülke Yayınları
Etiket Fiyatı : 12 tl
***
   Kerim ailesini bir şekilde kaybetmiş , neresi olduğunu bilmediğimiz sıradan bir mahallede yaşamaktadır. Ailesi veya yakın arkadaşı olmadığı için kimseye hesap vermek zorunda değildir. Oturduğu çevreden de çok kimseyi tanımaz. Bir tek selam verdiği bakkal Kerim Efendi vardır. Bakkal Kerim Efendi onun bu özgür haline imrenmektedir. 
    Bir de Leman var.Aslında Lemanlar var. Kerim hayatına bir şekilde dokunmuş , farklı tipteki bu kadınların hepsi Leman. Kerim onları unutmamış ama onların çoğu Kerim'i unutmuş. 

  Deli falan değilim. Herkesin bir fili vardır dünyada.Herkesin birbirinden farklı,çeşit çeşit,renk renk filleri vardır ve filler hep çapraz gider. Benim filim çapraz gitmiyor. Hepsi bu.
   
   Herkese merhaba! Kendimi aştım ve normalde okumayacağım tarzda bir roman okudum. Üstelik bu roman sayesinde de Yitik Ülke Yayınları ile tanıştım. 
   Öncelikle yukarıda yazdığım kurgunun pek açıklayıcı olmadığının farkındayım. Aslında kurgu gayet basit. Tüm kitap boyunca Kerim'in düşüncelerini ve yaşantısını okuyoruz. Kurgu basit olsa da anlatım sayesinde kitap yarım günde bitiyor. Bayağı akıcıydı. 
   Bazı kısımlarda durup iki kere düşünüyorsunuz. Her cümle açık değil.Birden fazla anlam taşıyabiliyor. Anlatımı güzel yapan da bu zaten. Basit gibi görünen cümlelerin derinliği var. Birde kitapta tüm erkeklerin ismi Kerim ve tüm kadınların ismi Leman. Belli özelliklerine göre İnce Kerim , Kara Kerim , Kerim Güçlü vs diye adlandırmış yazar. Buna rağmen ben bazı yerlerde karakterleri karıştırdım o yüzden size daha dikkatli okumanızı tavsiye ederim. 
   Kitapta birçok yerden alıntı çıkartabilirsiniz. Benim en sevdiğim alıntı -58. sayfada- yukarıda yazdığım cümle oldu. Okurken çok hoşuma gitti. 

   Sade kurgulardan sıkıldıysanız ve daha karmaşık bir kitap arıyorsanız öneririm. Kitabın sonlarına doğru bir karamsarlık vardı o yüzden şen şakrak okuyabileceğiniz bir kitap değil.Hafif dram sevenler için birebir. Edebi değeri olan bir kitap okumak isteyen herkese öneririm!

Puanım : 4/5

Kitap Alışverişi : Depo Kitap Festivali


   Herkese merhaba! Okunmayı bekleyen 100'e yakın kitabım olmasına rağmen Depo Kitap Festivali'ne gittim. (İstiklal'de Demirören Avm'nin alt katında. Bulması ve ulaşımı aşırı rahat bir yer.)
   Minik bir festival diyebiliriz. Biz 3 kere turladık ve yorulmadık. 20 tane falan stand vardı zaten. En güzel yanı ise sakin bir yer olması. İstanbul'daki kitap kurtları daha keşfedememiş sanırım. 
   Bu festivalin amacı depolarda bekleyen, satışı az olan eski kitapları %50 indirim ile okurla buluşturmak. Kimi yayınevleri eski-yeni tüm kitaplarını %50 indirim ile satıyordu. (Optimum gibi) Ama çoğu yayınevi eskilerde %50 yenilerde %30 indirim yapmış. Pegasus yoktu ama Pegasus'un dağıtımını yapan bir şirket Pegasus kitapları satıyordu. Tabi ki tüm kitaplar %20 indirimliydi.Kitapyurdu,Okuoku gibi sitelerde bile %25 civarı indirim var. Pegasus'u hiçbir yerden uygun fiyata bulamayacak mıyız biz? 
Dex'teki İndirim
    Basımı daha eski olan kitapları almak isteyenler için birebir. Seneye takip edip gitmelerini öneririm. Aynı zamanda samimi bir ortam olduğu için gidip stand görevlileri ile uzun uzun sohbet edebilirsiniz. 
Optimum Yayınları
  Yabancı Yayınları'nın standını çekmeyi unutmuşum. Orada da %50 indirim vardı ama çoğu kitaplar eskiydi.Bir tek aklımda Gözlerindeki Canavar kalmış.
Kafka Okur Standı
   Festival'den aldığım kitaplara gelecek olursak ; 2 adet Yitik Ülke ve 1 adet Öteki Yayınları'ndan olmak üzere 3 adet kitap aldım
  Filler Çapraz Gider(7 tl) isim ve kapak itibari ile ilgimi çekmişti. Stantta Kadir Bey ile tanıştık. Kesin ki Seni Seviyorum onun hediyesi. İkisini de en kısa zamanda okumak istiyorum. Aynı zamanda yayınevi kitap poşetinin içine çiçek tohumları da atıyor. 
  Yitik Ülke Yayınları'ndan aldığım kitapların yanından 3 adet de edebiyat dergisi çıktı. Başkaperon dergisini o kadar sevdim ki! Derginin sayfasına mesaj attım eski sayılarını da almak için. En kısa zamanda onları da temin edeceğim. 
  Budala ise basımına aşık olduğum bir kitap. Normal fiyatı 35 iken festivalden 20'ye aldım. Umarım çevirisi güzeldir. 

  not : Başkaperon'u okuduktan sonra bir arkadaşıma verdim. Budala ise ailemin evinde kaldı. O nedenle fotoğrafta yoklar. 

YORUM : Momo - Michael Ende

  Momo karşısındakileri, aptal insanların bile aklına parlak düşünceler getirtecek şekilde dinlerdi... Momo'nun yanında oynanan oyunlar başka hiçbir yerde oynanamazdı. Yaşanılan gün içinde çok büyük bir sır vardır. Bu büyük sır zamandır. Onu ölçmek için saatler ve takvimler yapılmıştır, ama bunlar hiçbir şey ifade etmez. Herkes çok iyi bilir ki, bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Çünkü zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir. Bu gerçeği hiç kimse duman adamlardan daha iyi bilemezdi. Bir saatlik, bir dakikalık, hatta bir saniyelik yaşamın değerini hiç kimse onlar kadar iyi ölçemezdi. İnsanların zamanı üzerine planlar kuruyorlar, ince hesaplarla hazırlanmış planlar. Yaptıklarından kimsenin haberdar olmaması onlar için çok önemliydi. Büyük kente yerleşip halkın arasına karışırken hiç dikkat çekmemişlerdi. Hiç kimse farkına bile varmadan adım adım ilerliyor ve insanlara egemen oluyorlardı. Zamanınızı çalıyorlar sevgili dostlar, kendi istekleri uğruna sizi kandırıyor ve zamanınızı çalıyorlar... ama Momo ve çocuklar sizi uyarıyor... Ey İnsanlık, dinle ve anla!... Onikiye beş kaldı... Aç gözünü, tetikte ol... Hırsız çaldı zamanı. Okuyun ve anlayın... zamanınızı çalıyorlar.
Orijinal Adı : Momo
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil. 
Goodreads Puanı :  4.28 (32,272 oylama)
Sayfa Sayısı : 305 sayfa
Yayınevi : Kabalcı Yayınları 
Etiket Fiyatı : 20 tl 
***
   Momo normal çocukların aksine bir aileye , yuvaya veya geçmişe sahip değildir. Küçük bir kentte birden var olmuştur. Kent halkı onu bağrına basmış ve yetkililerden kızı saklamıştır. 
     Halk Momo'yu çok sever çünkü Momo da kimsede olmayan bir özellik vardır : Dinlemek. Onun dinleme şekli sayesinde herkes ona derdini anlatabilir. Onun yanında oyun oynayan çocuklar başka hiçbir yerde o oyunun tadını alamaz. 
    Ancak gel zaman git zaman Momo'nun misafirleri azalır. Momo'nun bu olayın gizemini çözmesi zaman alacaktır. 
   Momo hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse ; 1986 da filme de çekilmiş bir çocuk kitabıdır. Çocuk kitabı dediğime bakmayın yetişkinler için bile öğüt alınması gereken bir eser. Ayrıca hayatımda okuduğum en anlamlı kitaplardan biriydi. Yazar çok güzel bir konuya parmak basmış. Üstelik konuyu gizli gizli imalarla , sembollerle süslemiş. Öylesine okuduğunuz bir cümle bile bir gönderme olabiliyor. 
    Akıcı ve anlatımı hoş bir eser aynı zamanda. 300 sayfa su gibi akıyor. Bittiğinde sizi düşündürüyor ve üzüyor. Üzmesinin nedeni kitapta anlatılan sorunun gerçek hayatta çözüme ulaşamaması. Şöyle ki , kitapta sorun insanların kalabalık şehirler arasında yalnız ve zamansız yaşaması. Kitap mutlu sonla bitiyor ama gerçek yaşamda biz git gide zamanımızı boş işlere harcıyoruz. Eğlenceyi gereksiz bir iş olarak görüyoruz ama "gerekli" işler yaptığımızda eğlenmeyi özlüyoruz. Zamanı işimiz için harcıyoruz ama yine de az geliyor. Bu da kısır döngüye neden oluyor. 

  Kısacası 7 den 70 e herkesin okuması gereken bir yapıt olduğunu düşünüyorum. Ben tek kelime ile bayıldım! Yazarın başka kitaplarını da en kısa zamanda okuyacağım. 


Puanım : 5/5

YORUM : Kırık Dökük - Dawn Barker

   Tony endişeliydi. Eşi Anna yeni doğan bebekleriyle pek başa çıkamıyordu. Anna bir bebek sahibi olmayı öyle çok istiyordu ki, Jack doğduğunda, hastaneden eve bir aile olarak dönmek ikisini de çok mutlu etmişti. Tüm bunların sadece altı hafta önce olduğuna inanmak zordu.
   Fakat Anna o zamandan beri kendisi gibi değildi. Bir an ağlarken bir sonraki anda fazlasıyla iyimser bir hal alıyordu. Tony bunun yeni doğan bir bebekle başa çıkmaya çalışırken normal olduğunu, Anna'nın bu yeni duruma alışmaya çalıştığını düşünmüştü. Kendisi işiyle meşguldü ve zamanla her şeyin düzeleceğine emindi. Fakat işler hiç de öyle olmadı. Şimdi Anna ve Jack kayıptı. Ve Tony bir şeylerin fazlasıyla yanlış olduğunu nihayet fark ediyordu… Bu ailenin başına gelenler tüylerinizi ürpertecek, nefesinizi kesecek ve canınızı acıtacak.
Orijinal Adı : Fractured
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil.
Goodreads Puanı : 3.85 (579 oylama)
Sayfa Sayısı : 408 sayfa
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Etiket Fiyatı : 25 tl 
***
  Tony ve eşinin mutlu bir evlilikleri vardır ama eşi bir çocuk istemektedir. Tony ve Anna bebek sahibi olmak için 1 yıla yakın uğraşırlar ve sonunda Anna hamile kalır. Ancak bebekleri Jack annesine zorlu bir doğum yaşatır. Doğumdan sonrası ise Anna için daha zordur çünkü bebekleri 2 saatte bir uyanmaktadır. Anna da onunla birlikte uyanır. Sürekli bebeğini beslemekten ve uykusuz kalmaktan depresyona girer.
   Bir gün Tony işten eve döndüğünde Anna ve Jack'i bulamaz. Kimsenin nereye gittiklerine dair bir fikri yoktur. 
Yurt dışı Baskısı 
   Kırık Dökük bir psikiyatrist tarafından kaleme alınmış ve büyük ihtimalle yazarın gerçek hastalarından ilham alınmış. Aynı zamanda yazarın kitabı yazarken doktor kimliğini bırakamadığını düşünüyorum.Olaylara içinden bakamıyor , dışarıdan gözlemliyor gibi. Çünkü karakterler o kadar sinir bozucu ki! Kitabı bitirene kadar canım çıktı diyebilirim. Fırlatıp atasım geldi o kadar sinirlendim. Şimdi size nedenleri ile anlatacağım ancak uyarmam gerek ki buradan sonrası spoiler içerecek.
    Tony eşini ararken polisten telefon geliyor ve hastaneye gidiyor. Anna'yı hastanede şoka girmiş bir şekilde buluyor.Bebekleri Jack ise ölmüş. Bu andan itibaren Tony eşinin hiç suçu yokmuş gibi herkese karşı onu savunuyor ve polislere bağırıp çağırıyor. Eşinin suçlu olmadığını söylüyor. Kitabın ilk 50 sayfası Tony'nin sonu ünlem dolu cümleleri ile geçiyor. Sonrasında ise 180 derece dönüyor ve eşinin suçlu olduğunu düşünüyor.Bu sırada eşinin suçlu olduğunu söyleyen ailesine de bağırıyor. Hayır , 2 dakika önce sen de onun suçlu olduğunu düşünüyorsun neden bağırıyorsun millete? Bir diğer sinir bozucu karakter ise Anna. Anna çocuğunu doğurduktan sonra hiç uyuyamıyor. Sütü bitmek üzere. Çevresindeki herkes yardım teklif ediyor ama hiçbirini kabul etmiyor. Kendisini çirkin ve pis buluyor. Kocasına ona yardım etmediği için içten içe kızıyor ama ağzını açıp tek kelime etmiyor. Hayatımda bu kadar salak bir karakter daha okumadım sanırım. Ağzını açıp "Tony bu sefer de bebeğe sen bak" demek çok mu zor? Tony de ayrı alem zaten. Bebek o kadar bağırıyor ama uyanmıyor bile. Her sabah evden erken çıkıp geç geliyor. Senin yeni bebeğin olmuş neden evde durmuyorsun? Neden eşine destek olmuyorsun? Sonra kadın çıldırınca da "hepsi senin suçun Anna" öyle mi? 
    Evet , spoiler bitti. Kitabın sinir bozucu karakterleri ve karakterlerin sinir bozucu hareketleri yüzünden kitaptan gram zevk alamadım. Kitabı okumaya devam etmemin tek nedeni sonunu merak etmemdi. Anna'nın evden kaçmasına ne neden oldu , bu ikilinin sonu ne olacak diye okudum. Yazarımızın anlatımı da akıcı zaten. Gereksiz olaylara yer vermiyor. Ne yazık ki 400 sayfa okumama rağmen sonu beni hayal kırıklığına uğrattı. Çok basit bitti. Ortada bir sır bile yok. Okuduktan sonra 400 sayfa bunun için mi bekledim dedim. 
   Yazarın anlatımı güzel ama karakter oluştururken daha gerçekçi davranmasını tavsiye ederim. Yoksa güzel bir kurgu boşa gidiyor. 
   Çeviri , kapak ve basım ise mükemmel. Yabancı Yayınları uzun zamandır güzel baskı yapıyor zaten , umarım bu çizgilerinden uzaklaşmazlar. 

  Kısacası ; kimseye önermeyeceğim bir kitap Kırık Dökük. Verilen paraya da zamana da yazık! Hele benim gibi karakterlerle özdeşleşen bir okuyucuysanız kitabın yanına bile yaklaşmayın. Hala karakterleri düşündükçe sinirleniyorum. Ben kurguyu beğendim , karakterlerin bu şekilde davranmasını da kafaya takmam derseniz belki bir şans verebilirsiniz. Ama dediğim gibi sonu da bir yere varmıyor. 


Puanım : 1/5

YORUM : Clarissa - Stefan Zweig

"Şimdi başka bir yüzyıldan ya da başka bir ulustan geliyormuş gibi kendini tecrit etmek mümkün değildir. İnsan zorla tarafsız kalamaz. Savaş ile ilgili normal ve insancıl bir görüşe sahip olabilmek için tek bir olasılık vardır: savaşın farkında olmak ve savaşı, kendileri asla cephede bulunmamış savaş çığırtkanlarından dinlememek. Bunun dışındaki her şey kendini kandırmak, kendini aldatmak, soyut şeylerle kendini uyuşturmak ve kendinden geçmek anlamına gelir."
Ölmeden önce üzerinde çalıştığı son kitabı Clarissa, Zweig'ın sözleriyle, "Bir kadının yaşadıklarından hareketle, 1902'den sa vaşın patlak vermesine kadar geçen süre içinde dünyanın anlatıldığı roman"dır. Zweig, Avusturyalı bir subayın kızı Clarissa Schuhmeister'in hayatını anlatırken, Birinci Dünya Savaşı'nın gerek Avusturya ve Orta Avrupa kültürü, gerek bireyler üzerindeki etkisini gözler önüne serer. Clarissa, yazarının 1942'deki intiharıyla yarım kalmış, ancak 39 yıl sonra 1981'de gün ışığına çıkarılan metni Zweig'ın yayıncısı Knut Beck tamamlamıştı.
 Orijinal Adı : Clarissa
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil.
Goodreads Puanı : 3.8 (205 oylama)
Sayfa Sayısı : 184 sayfa
Yayınevi : Can Yayınları
Etiket Fiyatı : 13,50 tl
***
  Stefan Zweig , Hitler Almanya'sına denk gelmiş talihsiz bir yazar. Baskıcı düzen nedeniyle 5 kitabının yakıldığı yıllarda evini terk etmek zorunda kalmış, en sonunda ise savaşın yıkıcı etkilerine dayanamayarak Brezilya'da intihar ederek hayatına son vermiş. Onun savaş karşıtı düşünceleri de tüm kitaplarına yansıyor. Clarissa da onlardan biri,aynı zamanda yazarın son kitabı.
   Clarissa Schuhmeister  , subay bir babanın kızıdır. Babasının asker kişiliği her zaman baskın olmuştur-evde dahi. Bu nedenle küçüklüğünden beri sert ve sevgi olmayan bir şekilde büyür. Abisi de babası gibi asker olur. 
   Ancak bir gün Clarissa aşık olur. Aşık olduğu adam Leonard, Fransız'dır. Tabi ırkın o zamanlar bir önemi yoktur. Ta ki savaş çıkana kadar. Clarissa ve Leonard tanımadıkları ve büyük ihtimalle asla tanımayacakları insanların eylemleri yüzünden ayrılmak zorunda kalırlar. 
Benim için Fransız'ı , Rus'u ya da Avusturyalısı yoktur , düşman kan hücrelerine dayanarak tespit edilemez.
    Clarissa hakkında ne yazılabilir bilmiyorum. Stefan Zweig'ın son eseri olması nedeniyle diğer kitaplarından daha kaliteli bir üslubu olduğunu düşünüyorum.Sanki yazar bundan önceki kitaplarında alıştırma yapmış ve Clarissa'da doruğa ulaşmış gibi.Zaten bunu şuradan da anlayabiliriz ; kitabın kurgusu gayet açık , olayların sonucunu herkes tahmin edebilir ama o müthiş anlatım sizi kitaba bağlıyor. Anlatım şekli tüm kitabı bir çırpıda okumanızı sağlıyor.
    Zweig'ın savaşlara karşı olan nefretini bu kitapta açık ve net görüyoruz. Bir yanda savaşın olması gerektiğini düşünen insanlar var , diğer yanda ise savaşa asla müdahale etmedikleri halde savaştan en çok yarayı alan insanlar. İstemedikleri savaşa geri dönmemek için hastanede hasta taklidi yapan insanlar var. Savaş yüzünden yalnız kalan kadınlar ve bir kuru ekmek yiyemediği için ölen çocuklar. Bütün bunların arasında savaştan faydalanıp rüşvet alan , terfi edilen ve kaçakçılık yapan hain insanlar da var.
   Clarissa'yı okurken ırk kavramını yeniden sorguluyorsunuz. Ancak benim kitapta rahatsız olduğum birkaç nokta vardı. İlk olarak bazı kişiler ve olaylar gereksiz anlatılmış gibiydi. Kitapta önemsiz bir karakteri ya da olayı okumak saçmaydı. Kitabın ana temasını kesintiye uğrattı. Bilmiyorum belki de o karakterlerin de bir anlamı vardır ama beni rahatsız etti. 
    Yine de herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Klasiklerin ağır işlenişine alışkın olmayan bir insansanız kitap sizi sıkabilir ama daha önce Dostoyevski , Poe gibi yazarların kitaplarını okuduysanız seveceğinize eminim. 


Puanım : 4/5
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI