YORUM : Cadı Avcısı - Virginia Boecker

Tenime dağlanarak işlenmiş mühür. XIII
Beni koruyan ve ne olduğumu gösteren mühür. Ben On Üçüncü Yazıt'ın bir uygulayıcısıydım.
Bir cadı avcısı. Korkulması gereken kişi bendim.
En büyük düşmanınız dövüştüğünüz şey değil, korktuğunuz şeydir.
Orijinal Adı : The Witch Hunter
Goodreads Puanı : 3.80 (5,202 oylama)
Seri Sıralaması : Cadı Avcısı Serisi #1
Sayfa Sayısı : 400 sayfa
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Etiket Fiyatı :  25 tl
***
   Elizabeth , cadıların büyü ile başlattığı veba hastalığı yüzünden tüm ailesini kaybetmiştir. Açlığın pençesinde kıvranırken Caleb adında bir çocuk onu bulur ve birlikte saraya çalışmaya giderler. İkisi de mutfakta çalışmaya başlar. Ancak mutfak Caleb'e yeterli gelmez. Gözü yükseklerdedir. Bu yüzden yanına Elizabeth'i de alarak cadı avcısı olmaya karar verir. 
   Yıllar sonra Elizabeth ve Caleb cadı avcılarının en iyisi olurlar. Ellerinden kurtulan yoktur. Yakaladıkları çoğu cadı idam cezasına çarptırılır ya da yakılır. Kurtulanlar ise sarayda iğrenç işkencelere maruz kalırlar. 
   Elizabeth , cadıların kullandığı otlarla yakalandığında ise tüm dünyası değişir. Yargılanmadan hapse atılır ve idam edilme gününü bekler. Ancak bu olay ona yaptığı iş hakkında çok önemli bir sır öğretir. 
    Cadılar hakkında kitapları okumayı çok seviyorum. Fantastik yaratıklar arasında benim için bir numaralardır. Ne yazık ki buna rağmen Cadı Avcısı kitabı benim için vasattı.  
    Kitabın tahmin edilebilir bir kurgusu var. Neden bilmiyorum -cadılarla ilgili çok kitap okuduğum için olabilir-  kitaptaki her şeyi tahmin ettim. Yazar beni şaşırtamadı. Bu yüzden kitabı okurken merak unsuru yoktu benim için. 
   Karakterlerin hiçbirine yakın hissedemedim. Ana karakter Elizabet'i güya güçlü bir kadın karakter olarak oluşturmuş yazar ama Elizabeth tüm kitap boyunca kendini diğer kadınlarla karşılaştırdı. Üstelik nasıl çok başarılı bir cadı avcısı anlamadım , diğer cadı avcıları arasında eziliyordu. Çoğu karakter iyiyken kötü , kötüyken iyi oldu. Karakterlerin ruhsal değişimlerindeki geçiş evresi yoktu kitapta. Pat diye değiştiler. Karakterler hakkında en nefret ettiğim durum bu!
  Kurgu güzeldi ama yazarın kurguyu yeterince güzel işleyemediğini düşünüyorum. Zaten kitabı kötü yapan etkenlerden en önemlisi yazarın anlatım şekli. Bu konuyu başka yazar çok daha güzel anlatırdı. Virginia Boecker'ın okuduğum ilk kitabıydı ve bu gidişle son olacak gibi. 
  Kitabın baskısı içinin tam tersiydi. Sayfaların kalınlığı , yazı puntosu falan mükemmeldi. Üstelik böyle kalitede basılan bir kitaba göre fiyatı da çok uygun. 

  Özetlemek gerekirse , Cadı Avcısı benim için dışı güzel içi kötü bir kitaptı. Okuduğunuz ilk cadı kitabıysa sevme ihtimaliniz yüksek ama "ben zaten bir sürü fantastik kitap okudum" diyorsanız uzak durmanızı öneririm. 


Puanım : 2/5

YORUM : Eleanor&Park - Rainbow Rowell

Eleanor
Kızıl saçlar, tuhaf giysiler. Park başını çevirene kadar onun arkasında duran; o uyanana kadar yanında uzanan; diğer herkesi daha soluk, daha sıradan ve yetersiz gösteren… Eleanor.
Park
Bir şarkıyı ona dinletmeden Eleanor'un seveceğini bilen; o sonunu anlatmadan esprilerine gülen; göğsünde, tam boğazının altında, Eleanor'u ona verdiği sözleri tutmaya itecek bir yere sahip olan… Park. İlk aşkın sonsuza dek sürmeyeceğini bilecek kadar zeki ama bunu deneyecek kadar cesur ve umutsuz, on altı yaşındaki iki talihsiz âşığın bir okul yılı boyunca süren hikâyesi. Eleanor, Park'la karşılaştığında siz de ilk aşkınızı ve nasıl da büyülendiğinizi hatırlayacaksınız...
Orijinal Adı : Eleanor&Park
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değildir.
Goodreads Puanı : 4.13 (464,643 oylama)
Sayfa Sayısı : 360 sayfa
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Etiket Fiyatı : 32,50 tl
***
   Eleanor , sorunlu bir ailede 4 kardeşi ile yaşamaktadır.Anne babası o küçükken ayrılmışlardır. Babaları yeni bir aileye sahiptir ve çocukları ile ilgili görünmesine rağmen aslında çocukları onun umurlarında değildir. Annesi ise yeni bir evlilik yapmıştır. Üvey babası Richie , Eleanor'u evden atmıştır ve bu duruma annesi sesini çıkarmamıştır. 1 yıl sonra geri döndüğünde ise Eleanor , üvey babasına karşı çıkmaması gerektiğini öğrenmiştir. 
   Eleanor'un aksine Park , düzenli bir aile yapısına sahiptir. Annesi ile babası birbirlerini deli gibi sevmektedir ve kardeşi ile de çok iyi anlaşmaktadır. Park sessiz sakin biri olmasına rağmen okulun en popüler kızı Tina ona aşıktır. Hatta bir süre birlikte olmuşlardır. 
  Eleanor , Tina'nın tam aksidir. Erkek kıyafetleri giyen , kabarık turuncu saçlara sahip , balık etli bir kızdır. Yüzü ve omuzları tamamen çillerle kaplıdır. Yine de bu Park'ın ona aşık olmasına engel değildir. Ancak Eleanor ve Park için bir gelecekten söz edilebilir mi ? 
  Kitap güzeldi ve bayağı akıcıydı. İlk 100 sayfada neredeyse hiç olay yoktu ama su gibi akıp geçti. Yazarın müthiş bir kalemi var. Diğer yazarlardan çok farklı bir tarzı var. Birazcık John Green'i andırıyor. Bilmiyorum belki de kurgu Green'in kitaplarına benzediği için böyle düşünmüş olabilirim. 
   Akıcı olmasını sağlayan en büyük etken karakterler bence. Eleanor'a son sayfalarda uyuz olsam da tüm karakterleri sevdim diyebilirim. Karakterler çok gerçekçiydi , eminim gerçek hayatta mutlaka onlara benzer insanlar karşınıza çıkmıştır. Karakterleri sevdikten sonra kitabın gerisi geliyor zaten. 
   Eleanor ve Park arasındaki ilişki kitaplarda kolayca bulamayacağınız türden. Benim için aşırı masumdu. Birbirlerinin saçlarından çektiler , ellerini tutmaya çekindiler. Kitabı farklı kılan etkenlerden biri de buydu.   Masum bir aşk arıyorsanız Eleanor ve Park tam sizlik! 
   Kitabın ilk sayfalarında olay olmasa da son sayfalarda aksiyon ağırlıklıydı. Eleanor ve Park'ın sonunu merak ederek okuyorsunuz. Ne yazık ki belirli bir son beklemeyin. Kitabın sonu belirsiz bitiyor. Sanırım yazar sonunu bizim belirlememizi istemiş. Belirsiz sonları seviyorsanız hoşunuza gider. Ben belirsiz sonlardan hoşlanmadığım için bir yıldız kırdım kitaptan. Yazarın kitabı bitiriş tarzı beni hayal kırıklığına uğrattı. 


Puanım : 4/5

YORUM : Kaçınılmaz - Amy A.Bartol


   Evie Claremont üniversiteye başladığında, gördüğü kâbusların biteceğini ummuştu. Ama bitmemişlerdi... En garip durumlarda bile mantıklı bir açıklama bulmaya çalışan Evie'nin hayatında, ikinci sınıf öğrencisi Reed Wellington'la tanıştıktan sonra akla mantığa sığmayacak şeyler olmaya başlamıştı. Reed'e karşı hissettiği anlamsız çekim de işleri iyice karıştırıyordu. Çünkü Reed, Evie'ye hayatta başına gelip gelebilecek en korkunç şeymiş gibi davranıyordu. Yine de ne zaman ihtiyacı olsa, hayatını kurtarmak için Reed oradaydı…Reed'in sakladığı sır neydi? Evie'nin şüpheleri doğru muydu? Peki, rüyalarında gördüğü o karanlık gelecek kaçınılmaz mıydı?
Orijinal Adı : Inescapable
Seri Sıralaması : Öngörü (The Premonition) Serisi #1
Goodreads Puanı : 4.06 (26,218 oylama)
Sayfa Sayısı : 432 sayfa
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Etiket Fiyatı : 23 tl
***
   Evie Claremont , ailesi ile hiç tanışmamış , dayısı tarafından büyütülmüştür. Hayatı boyunca küçük bir kasabada yaşamıştır ama bu durum üniversiteyi kazanınca değişir. Akademik burs ile üniversiteye başlar. Her şey çok güzel ilerlerken daha ilk günden kabuslar görmeye başlar. Kabusları sürekli tekrar eder ve hiç değişmez. Bu sırada ikinci sınıfın popüler çocuklarından Reed nedensizce Evie'ye düşman kesilir. 
   Evie bir süre sonra kendisinde tuhaflıklar sezer. Kabuslarında gördüklerini gerçek hayatta da yaşamaya başlar. Her şey üstüne gelirken Reed ona üniversiteden ayrılması için baskı yapar.
  Bu kötü olayların arasında tek güzel şey Russell'dir. Russell , Reed'in aksine komik ve sıcakkanlı biridir. Evie yavaş yavaş ikisinden de hoşlanmaya başlar. Ancak onun hikayesi basit bir aşk üçgeninden daha fazlasıdır. 
  Kitap hakkında pek fazla olumlu düşüncem yok aslında. Hele o ilk 150 sayfa neydi öyle! 
  Öncelikle kitabın bir Alacakaranlık uyarlaması(fanfiction) olduğunu bilerek okuyun. Çünkü Alacakaranlık ile bayağı bir benzerliği var. Reed Edward , Russell ise Jacob. Keşke sadece Alacakaranlık ile benzerlik olsaydı...Çünkü kitabın başları Alacakaranlık&Hush Hush serisi&Düşüş serisi karması olmuş. Okurken bunu başka yerden hatırlıyorum diyorsunuz. 
  Kitabın başlarını bu kadar sıkıcı yapan bir diğer etken ise Evie ve Reed'in diyaloglarıydı. Evie sürekli kendisinin ne olduğunu merak ediyor , Reed ise öğrenmesen senin için daha iyi havalarında. Bir iki yerde geçse bu diyalog sorun etmezdim ama ilk 100 sayfa bununla geçiyor. Hayır , yazar bizi mi meraklandırmak istemiş acaba? Çünkü kapakta kocaman melek kanatları var. Evie'nin hangi fantastik yaratık olduğunu bulmak zor olmasa gerek -_-
  Kitabın ilk 150 sayfasını geçtikten sonra olaylar ve diyaloglar özgünlük kazanıyor. Sonu beni pek şaşırtmasa da güzeldi. Ayrıca Russell ve Evie arasındaki diyaloglar da bayağı komikti. Sanırım kitabın akıcı olmasını sağlayan tek karakter Russell idi. Reed çok soğuk bir karakter gibi geldi bana. Üstelik Evie'ye birden aşık olması da komikti. Ne ara gördün de sevdin diye sormak istiyorum kendisine.
  Seriye devam edeceğim yine de. Son 100 sayfası seriye devam etmemi sağladı. 

  Aşk üçgenlerini  , klişe durumları ve melekleri seviyorsanız Kaçınılmaz'a bir şans verebilirsiniz. Okuduğunuz ilk melek kitabı olursa büyük ihtimalle hoşunuza gider. Ama Hush Hush ve Düşüş serisinden sonra okursanız seriler arasındaki farkı çok kolay görürsünüz. 


Puanım : 3/5

YORUM : Çöküş ve Yükseliş - Leigh Bardugo

  Hepimiz ölürüz ama herkes bir amaç uğruna ölmez. Güneşin Elçisi Alina, Karanlıklar Efendisi'yle yaptığı son savaştan mağlubiyetle ayrıldıktan sonra yeraltındaki tünellere, Beyaz Katedral'e sığınır. Oldukça zayıf düşmüştür ve güneş ışığı olmadığı için gücünü de çağıramamaktadır.Tek çare, eski haline kavuşana kadar Apparat'ın dediklerini yapmaktır. Malyen ve Grishaların gizli bir planla Apparat'ı kontrol altına alması,Güneşin Elçisi adına mücadeleyi daha da zora sokar. Alina'nın şimdi, Karanlıklar Efendisi'ni alt etmesi için gereken tek gücün anahtarı olan ateşkuşunu bulması gerekmektedir. Peki onu bulup üç büyüteci bir araya getirdiğinde, Karanlıklar Efendisi'yle yüzleşerek Karanlıklar Diyarı'nı yok edecek kadar kuvvetli olabilecek midir?
Orijinal Adı :  Ruin and Rising
Goodreads Puanı : 4.19 (43,753 oylama)
Seri Sıralaması : Grisha Serisi #3
Sayfa Sayısı : 432 sayfa
Yayınevi : Martı Yayınları 
Etiket Fiyatı : 19 tl 
***
Yorum serinin ilk iki kitabını okumayanlar için spoiler içerir!
   Alina Starkov , Karanlıklar Efendisi ile yaptığı son savaştan sağ çıkmıştır ancak ordusu büyük kayıp vermiştir. Apparat onlara yardım eli uzatır. Güneşin Elçisi Alina ve askerlerini yer altındaki katedraline davet eder. Ancak güneş ışığının ulaşamadığı bu yerde Alina günden güne zayıflar. Sanki ona inanan insanları o değil , Apparat yönetmektedir. Malen ve diğerlerinden ayrı tutulan Alina çaresizliğe düşer.
   Bu nedenle Apparat'tan kaçma yollarını arar. Kaçmayı başardığında ise Ravka hiçte beklediği gibi değildir. Karanlıklar Efendisi Batı Ravka'yı kontrol etmek için Karanlıklar Diyarı'nı genişletmek ister. Nikolai'den haber yoktur. Bu durumda Karanlıklar Efendisi'ni durdurmak Alina'ya düşer. Bunun için de Ateşkuşu'nu bulmak zorundadır...
   Bir zamanlar yemekhanede karşılıklı yemek yediğim kızın şimdilerde Tanrısal güçlerim olduğunu düşünmesi tuhaf geliyordu.
   Kitap müthişti! Yazarın seri sonunu güzel yazamayacağından endişelenmiştim ama boşunaymış. Çünkü tam istediğim gibi bitti. Kafamdaki tüm sorular cevap buldu ve Ateşkuşu bölümü beni şaşırttı. Sadece Karanlıklar Efendisi hakkında bir şeye üzüldüm ama spoiler olmaması için söylemeyeceğim. Siz okuduğunuz zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız zaten. Keşke Karanlıklar Efendisi'nin hikayesi öyle bitmeseydi dedim.
   Kitabın başlarında sinir oldum diyebilirim. Alina çok zayıftı , güçsüzdü. Apparat'a karşı koyan kimse yoktu. Keşke kitabın sonunda Apparat'ı öldürseydi dedim o derece sinir oldum o karaktere. 
  Seriye genel bir bakış atacak olursak; Grisha serisi herkese önerebileceğim bir seri oldu benim için. Kurgusu özgündü ve karakterler de istikrarlıydı. Serinin ikinci kitabı Kuşatma ve Fırtına diğerlerine göre daha yavaş ilerledi ama onu geçiş kitabı olarak düşünürsek mazur görebiliriz sanırım. Seriyi fantastik severler bir an önce edinsin :)


Puanım : 5/5

YORUM : Anılarımla Yatak Odasında - Sandra Brown

    Geçmişin izinde zincirleri kıran bir aşkın hikâyesi...
    Bir kazada eşini kaybeden Kirsten, anılarını canlı tutmak için eşinin yaşamını senaryolaştırmaya kararlıdır...
    Eşini canlandıracak ünlü ve yakışıklı oyuncu Ryan'la tanışması ve sonrasında yaşadıkları Kristen'ı sıra dışı olayların içine çeker...
    Aşkın yakıcı tuzağına düşmemek için çabalayan Kristen, kendisini keşfetmeye kararlı bu adama daha ne kadar kayıtsız kalacaktır?
Orijinal Adı : Demon Rumm
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil.
Goodreads Puanı : 3.34 (2,735 oylama)
Sayfa Sayısı : 256 sayfa
Yayınevi : Martı Yayınları
Etiket Fiyatı : 17 tl
***
    Kirsten , ünlü sporcu Charles 'Şeytan' Rumm'ın karısıdır. Charles ne kadar kameralar önündeyse Kirsten o kadar geride durmaktadır. Ancak bir sabah kimsenin beklemediği bir olay olur. Şeytan Rumm havada gösteri uçuşu yaparken uçak alev alır. Nedeni hiçbir zaman bilinmez ve dosya kapatılır. 
   Olaydan iki yıl sonra karısı Kirsten , onun hayatını anlatan bir kitap yazmaya karar verir. Eş zamanlı olarak filminin de çıkmasına karar verilir. Rumm'ı oynaması için ise Hollywood'un ünlü aktörlerinden biri seçilir : Rylan North. (Evet , kitabın arkasında Ryan yazmışlar ama karakterimizin adı Rylan) 
   Rylan'ın başarılı bir aktör olmasının en büyük sebebi oynayacağı karakterleri iyi özümsemesidir. Charles Rumm'ı anlayabilmek için de 1 hafta Kirsten ile yaşamayı şart koşar. Kirsten bu şarttan nefret etse kabul eder ve ikili birlikte yaşamaya başlar.
Orijinal Kapak
   Demon Rumm , Sandra Brown'un 1987 yılında yayınladığı bir kitap. Yazarın 1981 yılında ilk kitabını yayınladığı düşünülürse Demon Rumm yazarın çıraklık eseri olarak görülebilir. Ben kitabı sırf Sandra Brown yazdı diye almıştım aslında...Ne arkasını okudum ne doğru düzgün kapağına baktım. Sandra Brown'un kalemine güvenirdim çünkü. Ama artık öyle yapmamam gerektiğini anladım. Kitap tam bir hayal kırıklığıydı.
    Bir kere Rylan hayatımda okuduğum en sığ erkek karakter sanırım. Kirsten'ı gördüğü ilk andan itibaren arzuladı. Rylan'ın Kirsten'ı her gördüğünde betimlemesi midemi bulandırdı artık. Kocasının yasını tutan bir kadını yoldan çıkarmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Azıcık saygı duysaydı keşke Rumm'ın anısına...
   Rylan hakkında pek bir şey öğrenemedik. Aslında Kirsten hakkında da pek bir şey yoktu kitapta. Kitapta karakterler hakkında bilgiler çok azdı.
   Kitabın sonu beni şaşırttı gerçekten. Yani Charles'ın böyle bir nedenden dolayı ölmesi komikti. Keşke daha gerçekçi bir neden yazsaydın Sandra...En azından yazar sonunu güzel bağlamış diyebilseydim.
   
  Kitabı kimseye önermiyorum. Aynı yazarın Sis Perdesi , Yükselen Ateş ve Yıllar Sonra kitabını ise gözüm kapalı önerebilirim.Ama ilk yıllarda yazdığı kitaplardan uzak durmakta fayda var.
  Anılarımla Yatak Odasında'ya 2 yıldız verecektim ama Sandra'ya 2 yıldız vermek içimden gelmedi. En son 3 yıldız vermeye karar verdim ama siz onu 2 gibi görün :D 


Puanım : 3/5

YORUM : Kuşatma ve Fırtına - Leigh Bardugo

    Her zaman böyle olmayacak. Özgür kaldığın günlerin sayısı arttıkça hayatın kolaylaşacak… En güçlü Grishalardan biri olan Güneşin Elçisi Alina Starkov, Karanlıklar Diyarı'nda yaşanan faciadan kaçıp arkadaşı Malyen'le birlikte, arkasında bıraktığı dünyanın karmaşasından uzak kalacağını düşündüğü bambaşka topraklara doğru yola çıkar.
    Ancak kaderinden ve geçmişinden kaçmak sandığı kadar kolay olmayacaktır. Karanlıklar Efendisi yenilediği gücü ve ölümcül planlarıyla yeniden karşısına çıkmaya hazırlanmaktadır. Alina'nın Karanlıklar Efendisi'ni yenmek ve terk etmek zorunda kaldığı Ravka'yı özgürlüğüne kavuşturmak adına gereken güce ulaşması için uzun ve tehlikelerle dolu bir yolculuğa çıkması gerekecektir.Kuşatma ve Fırtına'nın karanlık dünyasında Alina'yla birlikte kaybolacak ve oradan asla dönmek istemeyeceksiniz.
Orijinal Adı : Siege and Storm
Seri Sıralaması : Grisha Serisi #2
Goodreads Puanı : 4.10 (63,477 oylama)
Sayfa Sayısı : 448 sayfa
Yayınevi : Martı Yayınları
Etiket Fiyatı : 19 tl
Serinin ilk kitabının yorumu için buraya tıklayın.
***
Yorum serinin ilk kitabına dair spoiler içerir!

   Alina Starkov , Karanlıklar Efendisi'nin gerçek yüzünü gördükten sonra Malyen ile birlikte saraydan kaçmıştır. Ancak o kendi güçlerini kabul etmese bile tüm dünyanın o güçlere ihtiyacı vardır. Bir yanda Alina'yı yakalamak isteyen Karanlıklar Efendisi bir yanda onun azize olduğuna inanan gözü dönmüş müritler vardır. Tüm bunların arasında Alina ve Malyen arasında da geri dönüşü olmayan olaylar yaşanır. 
  

    Kitabın konusunu anlatmayı burada bitiriyorum çünkü Grisha serisi hakkında ne kadar az şey bilirseniz o kadar akıcı olur. Zaten yazar da  arka kapaklarda hiçbir ipucu vermiyor bize. 
     Kuşatma ve Fırtına'yı sevdim ama serinin ilk kitabı daha güzeldi. Bir kere serinin ilk kitabındaki akıcılık bu kitapta yok. Bunun iki nedeni var. İlki çok fazla heyecanlı olayın olmaması. Kitabın sonucunu merak ediyorsunuz ama baştaki sayfalar geçiş bölümleri gibi. Sadece kitabın sonunda büyük bir olay mevcut ama geri kalanında önemli bir şey olmuyor. Genelde üç kitaplık serilerde ikinci kitap böyle olurdu zaten o yüzden kafama takmamaya çalıştım ama birde yazım hataları sorunu mevcut. Kitabı , kitap fuarında bizzat yayınevinin standından aldım diye hatırlıyorum yani tamamen orijinal. Korsan kitap olsa bu kadar yazım hatası olmazdı herhalde. Kitabın son okumasını yapan kişi kim acaba - ya da son okuma yapıldı mı ? Mesela "ve" yerine "be" yazılmış bu da anlamda sıkıntı yaratıyor. Çoğu yerde durup acaba burada ne denilmek istendi diye düşündüm. Bu da kitabın kalitesinin düşürdü gözümde. 
    Bunun dışında kitapta herhangi bir sorun yoktu. Kitabın sonu güzeldi , şaşırttı. Sonunu okuyunca üçüncü kitapta elinizde olsun istiyorsunuz. 
    Seriye katılan yeni karakterleri de sevdim. Kurgunun akış yönü değişti çünkü. Özellikle Tamar ve kardeşi favorim oldu diyebilirim. Umarım serinin üçüncü kitabını da sağ salim bitirebilirler :D 

  Eğer yazım hatalarını görmezden gelip ilk sayfalara dayanabilirseniz kitabın hoşunuza gideceğini düşünüyorum. Özelikle son 100 sayfayı akıcı bir şekilde okursunuz. Seri hakkında genel fikrim değişmedi , hala herkese öneriyorum.



Puanım : 4/5

YORUM : Gölge ve Kemik - Leigh Bardugo

   "Bekle!" diye sesimi yükselttim ama o çoktan arkasını dönmüştü. Kolunu tuttum, bizi izleyenlerden gelen şaşkınlık dolu seslere aldırış etmedim. "Bir yanlışlık olmalı. Ben... düşündüğünüz gibi..." Yavaşça bana dönüp kolunu tutan elime ters ters bakınca sustum. Elimi çektim ama öyle hemen geri adım atmayacaktım. "Ben düşündüğünüz kişi değilim," diye fısıldadım çaresizce.
  Karanlıklar Efendisi biraz daha yakınıma geldi, sadece benim duyabileceğim bir sesle, "Kim olduğunu bildiğini hiç sanmıyorum!" dedi.
Orijinal Adı : Shadow and Bone
Seri Sıralaması : Grisha Serisi #1
Goodreads Puanı : 4.07 (110,835 oylama)
Sayfa Sayısı : 384 sayfa
Yayınevi : Martı Yayınları 
Etiket Fiyatı : 20 tl
***
  Alina Starkov dünyaya gözlerini Ravka'da bir yetim olarak açmıştır. Belli bir yaşa kadar yetimhane de kalmıştır ancak yeteneğini anlamak için kraliyetten insanlar geldiğinde yetimhaneden ayrılmak zorunda kalır. O ve en yakın arkadaşı Malyen , 1. Orduda göreve başlarlar. Malyen izci , Alina ise haritacı olur. 
  1. Ordu kraliyet için ön saflarda savaşan değersiz askerlerden oluşmaktadır. Bu yüzden Alina ve Malyen hayatta kalmak için ellerinden geleni yapmak zorundadırlar. 

  Kitabı anlayabilmek için birkaç şey bilmek gerekiyor çünkü yazar arka kapakta veya ilk sayfalarda bize hiçbir şey anlatmıyor. Sanırım biraz gizemli takılmaya çalışmış çünkü 100 sayfa kadar okuyunca ancak nasıl bir dünya kurgulandığını anlıyorsunuz. 
  Gerçek Deniz'in (The True Sea) sağında üç devlet bir arada yaşamaktadır. Bunlar Ravka , Shu Han ve Fjerda'dır. Ravka'nın askerleri iki orduya ayrılır. 1. Ordu normal insanlardan oluşan bir ordudur ama Kral'ın 2. Ordusunun büyü gücü vardır. 2. Ordu Grisha adı verilen askerlerden oluşur.  Shu Han büyü gücü olan bu insanlara -'ruhsuz' olduğu gerekçesiyle- düşmandır. Fjerda ise bu büyü gücünü ele geçirmek ister. 
  Ancak bu üç ülkeninde başa çıkamadığı bir yer vardır : Karanlıklar Diyarı (The Unsea). Karanlıklar Diyarı , 20 cm ötesini göremeyeceğiniz kadar sisli bir yerdir. Ancak buraya geçilmesi zor kılan şey sis değil , volcralardır. Volcralar , insan eti ile beslenen, uçabilen ama kör olan yaratıklardır. 
  Birde Karanlıklar Efendisi var tabi...Spoiler olmaması adına bir şey söylemek istemiyorum. Sadece Ravka'da Kral'dan sonra en yetkili kişi olduğunu bilin :)
  Kitaba bayıldım. Özellikle yazarın kurguladığı dünya çok karışık ve güzeldi. Çoğu kişi Ravka , Rusya'ya benzediği için yakınmış ama bence zaten yazarın amacı buydu. Yani tüm o isimlerden , içkilerden çok kolay anlaşılıyordu bu. 
  Kitabın kapağına vuruldum zaten...Serinin tüm kitaplarının kapakları çok güzel ve uyumlu. Yayınevi de orijinal kapakla çıkarttığı için özellikle teşekkür ederim! 
  Kitabın sonu beni şaşırttı. Şu sıralar tüm kitapların sonunu tahmin ettiğim için Gölge ve Kemik'in bu konuda yeri bende ayrı olacak.
  
  
   Fantastik severlerin hepsine gözü kapalı önerebileceğim bir kitap oldu. Serinin diğer kitaplarını da okumaya başladım. Umarım hepsi ilk kitap gibidir ve beni hayal kırıklığına uğratmaz. 


Puanım : 5/5

YORUM : Kasabada Bir Cadı - Ruth Warburton

   Anna, Winter kasabasındaki yeni evine taşındığında buranın biraz garip, hatta adeta büyülü göründüğünün farkındaydı. Fakat yine de biri gelip, ona kendisinin bir cadı ve gizemli yeni evinde bulduğu eski kitabın da bir büyü kitabı olduğunu söyleseydi, buna kahkahalarla gülerdi. Tabii, o muhteşem aşk büyüsünü denemeden önce.
   Okulun en yakışıklı çocuğu Seth Waters, Anna'nın karşısına geçip ona aşkını ilan ederken, doğru mu söylüyordu?
   Bu sırada, gittikçe büyü dünyasının çekimine kapılan Anna'nın gizli güçleri, kasabadaki cadılar konseyinin de dikkatini çekiyordu.
   Fakat konseyin kuralları, cadı klanları arasında bölünmelere yol açarak, kasabayı büyük bir savaşın eşiğine getirecekti. Peki, Anna hisleri ve geleceği arasındaki bu büyük savaşta, kalbinin sesini dinleyebilecek miydi?
Orijinal Adı : A Witch In Winter
Seri Sıralaması : Winter Üçlemesi #1
Goodreads Puanı : 3.75 (2,098 oylama)
Sayfa Sayısı : 336 sayfa
Yayınevi : Martı Yayınları
Etiket Fiyatı : 19 tl
***
  Anna , annesini küçük yaşında kaybetmiştir. Herkes ona annesinin öldüğünü söylese de o bunun doğru olduğundan şüpheleniyordu. Babası ile mutlu mesut yaşarlarken başlarına bir felaket gelir. Babasının işi batar ve Londra'dan Winter kasabasına taşınırlar. 
  Taşındıkları ev , Wicker House diye adlandırılmasına rağmen kasaba halkı o eve Witch House(cadı evi) der. Anna , evde bir tuhaflık olduğunu düşünür ama  okula uyum sağlamaya çalıştığı için bunu fark etmez.
   Bir gece Anna ve arkadaşları tuhaf bir şey yapmaya karar verirler ; bir aşk büyüsü. Hiçbiri yaptıklarının gerçek olduğuna inanmaz ama ertesi gün okulun popüler çocuğu Seth Waters Anna'ya aşkını ilan ettiğinde bir şeylerin ters gittiğini düşünürler.
 
  Kitap çok klişe başladı ve öyle de devam etti. Her şey o kadar belirliydi ki okumasam bile sonunu tamamen tahmin edebilirdim sanırım. 
Buradan sonra spoiler içerir!
    Anna , ilk gün 'şans eseri' okulun en yakışıklı çocuğu olan Seth'in yanına oturuyor. Buna dayanamayan Caroline -yakışıklı çocuğun havalı ve şımarık kız arkadaşı- kıza düşman oluyor. Anna bir gece büyü yapıyor ve o zaman cadı olduğunu fark ediyor. Bunca zaman boyunca gücünün açığa çıkmaması da çok şaşırtıcı! Seth'i hiç tanımamasına rağmen anında aşık oluyor. Tüm kasabayı etkisi altına alan bir büyü yapıyor ve cadı konseyinin dikkatini çekiyor. Bu öyle bir konsey ki tüm cadılara karışma hakkı var. Konseydekiler çok güçlü , çok acımasız ve her işe burunlarını sokuyorlar. Yazar ilk kitapta gizlice bize bir mesaj da veriyor ; serinin devam kitaplarında aşk üçgeni olacak. Bu size bir yerden tanıdık geldi galiba. Kurgu Twilight serisi ile aşırı benzerlik gösteriyor. Yazar, hafif hafif de Sally Green'in Bela kitabından esinlenmiş. Böyle ortaya karışık bir şey çıkmış. 
  Kitap sona doğru kendini toparlasa da giriş kısmı ile beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitaptan klişelik akıyor çünkü. Yazarın kalemi de çok acemi kaldı benim için. Olayları ve karakterlerin duygularını biraz daha detaylı yazabilirdi. 
  Kapak ve yazı puntosu da beni ayrıca üzen bir konuydu. Yazı puntosu o kadar büyüktü ki acaba çocuk kitabı mı diye düşündüm ilk. Bu punto ile bir sayfayı bitirmem 10 saniye falan aldı sanırım. 
  Karakterlerin yüzlerinin gözüktüğü kapakları sevmediğimi de her yerde belirtiyorum. Keşke kapağı tasarlayanlar karakterleri tamamen okuyucuların hayal gücüne bıraksalar...

  Cadılara aşırı derece ilgim olmasına rağmen beğenmediğim bir kitap oldu. Klişeleri seven varsa alıp okuyabilir. Onun dışındakilere uzak durmalarını tavsiye edeceğim. 


Puanım : 2/5

YORUM : İskoçyalı'nın Dokunuşu - Karen Marie Moning

ÖLÜMSÜZ GÜÇLERİ OLAN BİR SAVAŞÇI:  Circenn antik yasalar ve büyüyle yönetilen bir dünyada yaşayan İskoçyalı bir savaşçıdır. Yine de Brodie Kalesi’nin lordunu hiçbir güç önünde birdenbire beliren güzel Lisa’ya hazırlayamayacaktır. Kaderin bir oyunu olarak genç kadın zamanda 700 yıl geriye gitmiştir ve şimdi Circenn’in odasında, hiç istemese de onu baştan çıkarmaktadır. Yakışıklı İskoçyalı savaşçı, bu kadın için sahip olduklarını feda edecek ve gerekirse önüne çıkan her şeyi yok edecektir.
ZAMANIN SİSİ İÇİNDE BİR KADIN:  Lisa dünyanın ayaklarının altından kayıp gittiğini hissettiğinde, 21. yüzyılda yaşayan özgür bir kadın olarak… başka bir yüzyıla gideceğini asla hayal edemez. Fakat güçlü savaşçı çıplak bir halde, ateş püsküren gözlerle bakarken her şey fazlasıyla gerçek ve… tahrik edici görünür. Circenn her ne kadar karşı koyulmaz biçimde çekici olsa da Lisa’nın şiddetin ve barbarlığın hüküm sürdüğü bu topraklarda kalmaya niyeti yoktur. Ancak yakışıklı savaşçının onun için başka planları olduğunu anlayacaktır.
Orijinal Adı : The Higlander's Touch 
Seri Sıralaması : İskoçyalı (Highlander) Serisi #3
Goodreads Puanı : 4.14 (22,390 oylama)
Sayfa Sayısı : 358 sayfa
Yayınevi : Epsilon Yayınları
Etiket Fiyatı : 20 tl
Serinin ilk kitabının yorumu için buraya tıklayın.
Serinin ikinci kitabının yorumu için buraya tıklayın.
***
  Circenn Brodie , insanlara nadiren verilen bir göreve sahiptir : Yadigarları korumak. Bu görevi yıllardır başarıyla yerine getirirken ona komplo kurulur. Bu komplo sırasında yadigarları korur ama perilerin değerli bir şişesi kaybolur. Şişe kaybolmadan önce şişeyi lanetler. Lanete göre şişeye dokunan ilk kişi şişe ile birlikte Brodie'nin yanında belirecektir ve Brodie şişeyi getiren kişiyi öldürmek zorundadır. Ancak Brodie zamanı hesaba katmamıştır. Şişe 700 yıl boyunca toprağa gömülü kalır. 
  Lisa Stone , muhteşem bir hayatta sahipti. Ancak lise mezuniyetine giderken başlarına gelen bir felaket ondan babasını ve annesinden yürüme yeteneğini aldı. Hayatları alt üst oldu ve Lisa üniversiteye gitmek yerine iki işte birden çalışmaya başladı. Hayat daha kötü gidemez derken annesine kanser teşhisi konuldu. Günleri annesine bakarak ve çalışarak geçmeye başladı. Ta ki dokunmaması gereken bir şişeye dokunup kendini 14. yüzyılda bulana kadar...
    "İyi geceler Lisa. Meleklerle uyu." Lisa'nın gözleri doldu. Bu annesinin iyi geceler dileğiydi : meleklerle uyu.Ama adam ardından annesinin hiç söylemediği bir şey dedi. "Sonra dünyaya gel ve bir gece kollarında olmak için cehennemde yanmayı göze alacak şeytanınla uyu."

   İskoçyalı'nın Dokunuşu beklentilerimin altında kalan bir kitapta. Serinin ilk kitabı ile aşırı derecede benzerlik gösteriyordu. Sadece bu geçmişten gelme olayı da değil , kadın karakterler birbirinin aynısı gibiydi. Kitabın sayfa sayısı da çok az geldi bana. Özellikle son oldu-bitti ye gelmiş. Son 20 sayfa  o kadar hızlı geçti ki! Sadece olaylar vardı , karakterlerin duygularına değinilmeden geçiştirilmiş gibiydi. 
   Kitabın sevdiğim yanlarından biri Adam Black'ın oluşu ve Ateş serisinde gördüğümüz yerlerden/kişilerden bahsedilmesiydi. Sanki yazar , Ateş serisini yazmadan önce mekanları , kişileri bu kitapta oluşturmaya başlamış gibi. 
   Ateş (Fever) serisi ile uyuşmayan mantık hataları vardı. Mesela Mac Morar Adası'nda nefes alamıyordu,hava yoktu ama Lisa adadayken nefes alıyordu. Birkaç mantık hatası da vardı ama kitabı okurken göze çarpacak kadar büyük hatalar değil. 
  Kısaca güzel başlayan ama kötü biten bir kitap oldu benim. Seride favori kitabım Yenilmez Savaşçı oldu. Serinin 4. kitabı çıkarsa seriye devam edebilirim. 

Puanım : 3/5

YORUM : Zümrüt Şelaleleri - Kimberley Freeman

    Violet Armstrong 1926 yılında Zümrüt Kaplıca Oteli'nde çalışmaya başladığında aklındaki tek şey, artık çalışacak durumda olmayan annesine bakmaktır. Ancak ötekileştirilenlerin dünyasında yer alsa da kalbine yenik düşerek ünlü Honeychurch-Black Ailesi'nin vârisine âşık olur. Bir gece kuvvetli bir kar fırtınasının gelmesiyle o tutku dolu aşkı da kara gömülür. Ta ki karlar eriyip o gecenin sırrı ortaya çıkana kadar…
   Seksen sene sonra Lauren Beck, erkek kardeşinin vefatından sonra annesinin baskıcı tavırlarından sıyrılarak, kendi ayakları üstünde durmaya karar verir. Görkemli Zümrüt Kaplıca Oteli'nin karşısındaki kafede çalışan Lauren, eski otelin restorasyonuyla ilgilenen bir mimarla tanışır. Arkadaşlıkları devam ederken, Lauren 1926 yılında yaşanmış doludizgin bir aşkın mektuplarını keşfeder. Ancak keşfi bununla da sınırlı değildir… Unutulmuş bir trajedinin peşine düşen Lauren, yüzleşeceği gerçekle kendi hayatını da değiştirecek riski göze alabilecek midir?
   Büyükannesinin hayatındaki unsurlardan esinlenen Kimberley Freeman, Zümrüt Şelaleleri'nde gizemi, kalp kırıklığını ve farklı hayatlardaki aşkı anlatıyor. Ötekileştirilenlerin dünyasında siz de kendinizden bir parça bulacaksınız…
Orijinal Adı : Evergreen Falls
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil. 
Goodreads Puanı : 3.87 (802 oylama)
Sayfa Sayısı : 472 sayfa
Yayınevi : Arkadya Yayınları 
Etiket Fiyatı : 20 tl
***
  Violet, 1926 yılında Zümrüt Kaplıca Oteli'nde garson olarak çalışmaya başlamış fakir bir kızdır. Babasını hiç tanımamıştır ve yaşlı annesine bakabilmek adına çalışmak zorundadır. Çalıştığı oteldeki zengin beylerle ilişki yaşamak hatta flört etmek bile yasaktır. Ancak otel ziyaretçilerinden biri olan Samuel Honeychurch-Black , Violet'e görür görmez aşık olur. Kimsenin bilmemesi gereken yasak aşk böylece başlamış olur. 
   Bundan 98 sene sonra Zümrüt Kaplıca Oteli'nin yerinde bir yıkıntı kalır. Bu civarlarda yaşayan Lauren Beck isimli kadın ise Violet'ten çok farklı bir hikayeye sahiptir. 
   Lauren Beck , kardeşi Adam'ın hastalığı yüzünden içine kapalı bir gençlik yaşamıştır. Bir erkekle asla üçüncü randevuya gidecek kadar yakınlaşmamıştır. Tüm gününü kardeşine bakarak geçirmiştir. 15 senelik bakımdan sonra Adam vefat ettiğinde Lauren'in özgürlüğü başlamıştır. 
   Kardeşinin cenazesinden sonra Lauren , Tazmanya'dan Blue Mountains'e taşınır. Burada bir kafede çalışmaya başlar. Şans eseri 100 yıllık mektuplara rastladığında ise tarihe gömülen bir sırrı açığa çıkartacağından habersizdir. 
Orijinal Kapak
  Zümrüt Şelaleleri yazarın okuduğum ilk kitabı. Evet , bayağı ünlü bir yazar ama ben ilk defa okuyorum. Bunun nedeni kitabın türünün bana hitap etmemesi. İçinde dram barındıran ve özellikle 20. yüzyılda geçen kitapları okumayı sevmiyorum. Yine de Zümrüt Şelaleleri su gibi akıp bitti. Yazarın sizi içine çeken bir anlatımı var. Ne gereksiz ayrıntılara yer veriyor ne de detay vererek sizi sıkıyor. Kurgu çok derin olmasına rağmen yazar olayları bize müthiş bir şekilde anlatmış. 
  Aslında kitapta iki farklı hikaye var. Her ne kadar bağımlı gibi gözükse de bence birbirinden bağımsız hikayeler. Ben Lauren'in hikayesini daha çok beğendim çünkü Violet karakterine bir türlü ısınamadım diyebilirim. Hani , kitaplarda iyi bir şey yaptığını zanneden ama yaptıkları kötülük olan karakter vardır. Violet aynen öyle bir karakter. Fazla başına buyruk ve söz dinlemez. Lauren ise hayatı daha yeni keşfetmeye başlamış , çekingen bir karakterdi. Kitaptaki bazı olayları tahmin etmeme rağmen sonu benim için şaşırtıcıydı. 
    
   Sonu sizi gülümsetecek dramatik bir kitap arıyorsanız öneririm. Aynı zamanda Kristin Hannah , Debbie Macomber'ı okumayı seviyorsanız  Freeman'ı da seveceğinize eminim :)


Puanım : 4/5
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI